İlk yazımızda kısaca Türk kelimesinin etimolojisine ve Türk tarihinin doğuşuna kısaca değinmiştik. Dediğimiz gibi bizim üzerinde duracağımız mesele Türk'ü Türk yapan unsurlardır. Bu unsurları kısaca hatırlayacak olursak: Adalet, töre(kanun), gelenek, kuvvet, güç, olgunluk ve en önemli unsur olan İslamlık.
İslamlık -yani müslümanlık- bu bütün saydığımız unsurları içinde barındıran ve Türk'ün zaten örf ve adetlerinde yer alan bu unsurları pekiştirmiş ve Türk'ü olgunluk çağının zirvesine ulaştırmıştır. İşte Türk bundan sonra kendi hüviyetine bürünmüş ve tarih içerisindeki bir millet olmaktan ziyade tarihi yazan bir millet olarak ön plana çıkmıştır. Son 1000 yıldır bu iş böyle olmuştur ve bundan sonra da Allah'ın izniyle böyle olacaktır.
Türk inancı ve töresi gereği gittiği yere adalet götürendir. Mazlumların hukukunu kendi töresiyle ve gücüyle koruyandır. Avrupalı bundandır hep korkmuştur Türk'ten. Çünkü bilir ki Türk geldiğinde onun kendi hegemonyasını yerle yeksan edecek, zulmettiği masumun hakkını iade edecektir. Bir atlının nal sesini işittiğinde korkudan ödü patlar hale gelmiştir. Eyvah! Türk'ler geliyor..
Avrupalının korktuğu o Türk'ler aslında sadece etnik bir kimliğe mensup, Asya'nın steplerinden kopup gelirken Kavimler Göçünü başlatan o ulus değil yalnızca. Onun korktuğu, Türk dediği aslında ona karşı duran, onun zulmüne baş kaldıran bütün müslüman unsurlardır. Arap'tır, Kürt'tür, Laz'dır, Çerkez'dir, Boşnak'tır.. O bütün bu ulusları Türk olarak tanır. Türk demek artık ümmet demek olmuştur. Bizim literatürümüzde de bu böyle olmuştur artık. İsmet Özel'in deyişiyle "Kafirle çarpışmayı göze alana Türk denir." Bu sözü kendi cümlelerimizle kuracak olursak: "Kafire nizam, mazluma adalet götürmeyi göze alana Türk denir."
İşte size o İmanlı Çılgın Türklerden bazıları:
-Sultan Alparslan(r.a), Malazgirt ovasında Romen Diyojen'i esir ederken bu yeni tarih kitabının ön sözünü yazmıştır. Artık yepyeni bir tarih başlıyordu. Türk-İslam tarihi.. O bir Türk'tü.
-Selahaddin-i Eyyubî(r.a), o büyük insan büyük dava adamı Kudüs işgal altındayken bana yumuşak döşeklerde uyumak haram diyen yiğit.. Kudüs'ü prangalarından kurtarıp Aksa'da şükür secdeleri yaparken Ehl-i Salib'in çığlıkları işitilmeye başlanmıştı. O bir Türk'tü.
-Ertuğrul Gazi(r.a), Kayı'yı Ahlat yöresinden kaldırıp Bizans hududuna yerleştirdiğinde bu kitabın ilk sayfaları Allah-u Ekber nidalarıyla yazılmaya başlandı. O bir Türk'tü.
-Murad-ı Hüdavendigâr Han(r.a), Osmanoğlu'nu Kosova önlerine götürdüğünde artık Avrupalı 'Çılgın Türkler geliyor!' nidalarını koparmaya başladı. Artık Ehl-i Salib başına geleceğin farkına vararak bu İmanlı Çılgın Türk'leri durdurmak için var gücüyle saldırmaya başlamıştı. Ama ne fayda.. O bir Türk'tü.
-Fatih Sultan Muhammed Han(r.a), Şahi'leriyle Konstantin'in Şehri'nin duvarlarını döverken, Avrupalı çığlığını yeri göğü delecek şekilde yükseltmişti. O bir Türk'tü.
-Bayezid-i Veli, Endülüs'e yardım elini uzatıp mazlumları oradan kurtardığında,
-Yavuz, Sina'yı aşıp da artık ehliyetini kaybetmiş Memlük Sultanının tahtından indirip Haremeyn'in Hadimliğine başladığında,
-Kanuni, Avrupa içlerine atını mahmuzladığında,
-Ve diğerleri.. Babaros Hayrettin Paşa'lar, Gazi Osman Paşa'lar, Fahrettin Paşa'lar, I. Cihan Harbindeki yiğitler, İstiklâl Harbi paşaları Mustafa Kemal'ler, Kazım Karabekir'ler.. Aliya İzzetbegoviç'ler, Şeyh Şamil'ler, Şeyh Ahmed Yasin'ler, Yaser Arafat'lar, Malik El-Şahbaz'lar..
-Ve dahi 15 Temmuz II. İstiklâl Harbi şehitleri Ömer Halisdemir'ler, Mustafa Varank'lar, Erol-Tayyip Olçok'lar ve başkumandanı Recep Tayyip Erdoğan'lar.
İşte Türk'ler bunlar sayın abilerim. İmanlı Çılgın Türkler bunlar. Ben, sen, o, biz, siz, hepimiz. Allah hepsinden razı olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder