18 Ağustos 2016 Perşembe

Kim bu İmanlı Çılgın Türkler? -1

Türk kelimesi tarih boyunca etimolojik olarak çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Eski Yunan, Roma, Bizans, Çin ve Hint medeniyetlerinin kaynaklarında bu isimden bahsedilmiştir. Özellikle 20. yy'ın başından itibaren bu kaynaklara ulaşan tarihçiler bu bilgileri bize sunmaktadırlar. Öncelikli olarak Türk kelimesinin etimolojisinden bahsederek başlayalım:
Herodotos’un milâttan önce V. yüzyılda doğu kavimleri arasında zikrettiği bir kavim için kullandığı Targita isminin Türk kelimesi'nin ilk şekli olabileceği ileri sürülmüştür. İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkaeler, Tevrat’ta adı geçen Yafes’in torunu Togharma, eski Hint kaynaklarında bildirilen Turukhalar, Thraklar ve Troialılar’ın Türk adını ilk defa taşıyan kavimler olduğu sanılmıştır. İslâm kaynaklarında bildirilen İran Zend-Avesta rivayetleri içerisinde Hükümdar Feridun’un oğlu Turac (Tur-Turan) ve Yafes’in torunu Türk’ten türeyen nesil de Türk adını ilk alan kavim diye düşünülmüştür. Ayrıca İran-Turan mücadelelerinde zikredilen Efrâsiyâb da (Alp Er Tunga) bir Türk başbuğu kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen ve Hun Hükümdarı Mo-tu’nun kabilesinin adı olarak gösterilen Tu-ku’nun (T’u-ko) Türk anlamına geldiği, bu kelimenin milâttan önce 209’da kaynaklarda yer aldığı bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmüştür. Türkçe’de cins ismi şeklinde eskiden beri bilinen türk kelimesinin Altaylı (Seyhun nehrinin kuzeyi) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde ve 515 olayları dolayısıyla “türk Hun” (kuvvetli Hun) tabirinde geçtiği bilinmektedir. Türk kelimesine kaynaklarda çeşitli anlamlar verilmekle birlikte 1911 yılında neşredilen Uygurca bir belgede “kuvvet ve güç” mânasına geldiği görülmektedir. 
(Ahmet Taşağıl, "TÜRK", DİA, 2012)

Yukarıdaki alıntıda da bahsedildiği üzere Türk kelimesinin Uygur kaynaklarında geçen karşılığı "kuvvet ve güç"tür. Alman Türkolog Müller ise bu metinlerde geçen ifadenin "kuvvetli ve güçlü" manalarına geldiğini söylemiştir. Kaşgarlı Mahmud'a göre Türk kelimesi "olgunluk çağı" anlamına gelmektedir. Yine Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eseri Divan-i Lügati't-Türk'te Türk kelimesi "vakit" anlamına gelmektedir. Aynı eserde "Türk yiğit" ifadesinin karşılığı "olgunlukluk çağının ortasında olan genç" olarak geçmektedir. Ziya Gökalp ise Türk kelimesinin "töreli, adaletli, gelenekli" manasına geldiğini söylemiştir.

Kaynaklarda Türk'lerin tarih sahnesine çıkışı 4000 yıl öncesine kadar götürülmektedir. Kuvvetli bir devlet olarak ortaya çıkışıları ise Büyük Hun İmparatorluğu (M.Ö- 209) dönemine uzanmaktadır. Hatta kimi tarihçiler M.S. 751'deki Talas savaşını dikkate alarak Türklerin İslam diniyle müşerref olduktan sonra tarih sahnesinde etkin rol oynadıklarını savunmaktadırlar. Bütün bu görüşlerin düşünürleri tarafından haklı gerekçelerle ve bir takım tarihi vesikalarla ortaya atıldıkları muhakkaktır. Fakat benim teorime göre Türklerin tarih sahnesine çıkışı -veyahut bunu böyle ifade etmeyelim de tarihi yazmaya başladıkları tarih olarak ifade edelim- M.S. 1040 Dandanakan Savaşı sonrası Selçuklu Devleti'nin resmen kurulmasıyla birlikte Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah arasındaki müzakerelerle olmuştur. Halife, Tuğrul Bey'i Müslümanların Sığınağı, Rükne'd- Din Sultan Tuğrul Bey, Doğunun ve Batının Hakimi ünvanlarıyla anmaya başlamıştır. Bütün islam coğrafyasında Selçukluların ve dahi dolayısıyla Selçuklular eliyle Türklerin İslam'ın sancaktarlığını yapmaya başladıkları kabul görmüştür.

Benim burada bahsetmek istediğim asıl mesele Türkleri "Türk" yapan unsurlardır. Yukarıda Türk kelimesinin anlamını ihtiva eden manalar bu unsurların başında gelmektedir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Adaletli, töreli, gelenekli, kuvvetli, güçlü, olgun. Türk topluluklarının ortaya çıkışından yaklaşık 3000 yıl sonra da literatüre şöyle bir kelime girmiştir: Müslüman. Artık Türkler bambaşka bir isimle anılmaya başlanmıştır. Tarihleri boyunca istisnalar hariç hep Tek Tanrı inancına mensup Türkler kendi inanış, örf-adet ve geleneklerine, en önemlisi de kendi karakteristik özelliklerine uygun bir din olan İslam'la müşerref olmuşlardır. İslamla adaletlerine adalet, törelerine ilahi bir boyut, güçlerine güç katmışlar ve olgunluk çağının zirvesini yakalayıp ortaya yepyeni bir medeniyet çıkarmışlardır. Cihan hakimiyeti ütopyası artık ilahi bir boyut kazanmış ve yeryüzünün her köşesine islamı taşıma ütopyası haline gelmiştir. Kuru bir cihangirlik davası olmaktan çıkan Türk töresi yerini İslam diyarının koruyucusu, yeryüzünün bütün mazlumlarının hamisi ve İslam'ın hadimi olarak gören kutlu bir davaya bırakmıştır..

Devamını daha sonraki yazılarımda anlatacağım inşallah.
Selametle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder