25 Ağustos 2016 Perşembe

Kim bu İmanlı Çılgın Türkler? -2

İlk yazımızda kısaca Türk kelimesinin etimolojisine ve Türk tarihinin doğuşuna kısaca değinmiştik. Dediğimiz gibi bizim üzerinde duracağımız mesele Türk'ü Türk yapan unsurlardır. Bu unsurları kısaca hatırlayacak olursak: Adalet, töre(kanun), gelenek, kuvvet, güç, olgunluk ve en önemli unsur olan İslamlık.
İslamlık -yani müslümanlık- bu bütün saydığımız unsurları içinde barındıran ve Türk'ün zaten örf ve adetlerinde yer alan bu unsurları pekiştirmiş ve Türk'ü olgunluk çağının zirvesine ulaştırmıştır. İşte Türk bundan sonra kendi hüviyetine bürünmüş ve tarih içerisindeki bir millet olmaktan ziyade tarihi yazan bir millet olarak ön plana çıkmıştır. Son 1000 yıldır bu iş böyle olmuştur ve bundan sonra da Allah'ın izniyle böyle olacaktır.
Türk inancı ve töresi gereği gittiği yere adalet götürendir. Mazlumların hukukunu kendi töresiyle ve gücüyle koruyandır. Avrupalı bundandır hep korkmuştur Türk'ten. Çünkü bilir ki Türk geldiğinde onun kendi hegemonyasını yerle yeksan edecek, zulmettiği masumun hakkını iade edecektir. Bir atlının nal sesini işittiğinde korkudan ödü patlar hale gelmiştir. Eyvah! Türk'ler geliyor..
Avrupalının korktuğu o Türk'ler aslında sadece etnik bir kimliğe mensup, Asya'nın steplerinden kopup gelirken Kavimler Göçünü başlatan o ulus değil yalnızca. Onun korktuğu, Türk dediği aslında ona karşı duran, onun zulmüne baş kaldıran bütün müslüman unsurlardır. Arap'tır, Kürt'tür, Laz'dır, Çerkez'dir, Boşnak'tır.. O bütün bu ulusları Türk olarak tanır. Türk demek artık ümmet demek olmuştur. Bizim literatürümüzde de bu böyle olmuştur artık. İsmet Özel'in deyişiyle "Kafirle çarpışmayı göze alana Türk denir." Bu sözü kendi cümlelerimizle kuracak olursak: "Kafire nizam, mazluma adalet götürmeyi göze alana Türk denir."
İşte size o İmanlı Çılgın Türklerden bazıları:
-Sultan Alparslan(r.a), Malazgirt ovasında Romen Diyojen'i esir ederken bu yeni tarih kitabının ön sözünü yazmıştır. Artık yepyeni bir tarih başlıyordu. Türk-İslam tarihi.. O bir Türk'tü.
-Selahaddin-i Eyyubî(r.a), o büyük insan büyük dava adamı Kudüs işgal altındayken bana yumuşak döşeklerde uyumak haram diyen yiğit.. Kudüs'ü prangalarından kurtarıp Aksa'da şükür secdeleri yaparken Ehl-i Salib'in çığlıkları işitilmeye başlanmıştı. O bir Türk'tü.
-Ertuğrul Gazi(r.a), Kayı'yı Ahlat yöresinden kaldırıp Bizans hududuna yerleştirdiğinde bu kitabın ilk sayfaları Allah-u Ekber nidalarıyla yazılmaya başlandı. O bir Türk'tü.
-Murad-ı Hüdavendigâr Han(r.a), Osmanoğlu'nu Kosova önlerine götürdüğünde artık Avrupalı 'Çılgın Türkler geliyor!' nidalarını koparmaya başladı. Artık Ehl-i Salib başına geleceğin farkına vararak bu İmanlı Çılgın Türk'leri durdurmak için var gücüyle saldırmaya başlamıştı. Ama ne fayda.. O bir Türk'tü.
-Fatih Sultan Muhammed Han(r.a), Şahi'leriyle Konstantin'in Şehri'nin duvarlarını döverken, Avrupalı çığlığını yeri göğü delecek şekilde yükseltmişti. O bir Türk'tü.
-Bayezid-i Veli, Endülüs'e yardım elini uzatıp mazlumları oradan kurtardığında,
-Yavuz, Sina'yı aşıp da artık ehliyetini kaybetmiş Memlük Sultanının tahtından indirip Haremeyn'in Hadimliğine başladığında,
-Kanuni, Avrupa içlerine atını mahmuzladığında,
-Ve diğerleri.. Babaros Hayrettin Paşa'lar, Gazi Osman Paşa'lar, Fahrettin Paşa'lar, I. Cihan Harbindeki yiğitler, İstiklâl Harbi paşaları Mustafa Kemal'ler, Kazım Karabekir'ler.. Aliya İzzetbegoviç'ler, Şeyh Şamil'ler, Şeyh Ahmed Yasin'ler, Yaser Arafat'lar, Malik El-Şahbaz'lar..
-Ve dahi 15 Temmuz II. İstiklâl Harbi şehitleri Ömer Halisdemir'ler, Mustafa Varank'lar, Erol-Tayyip Olçok'lar ve başkumandanı Recep Tayyip Erdoğan'lar.

İşte Türk'ler bunlar sayın abilerim. İmanlı Çılgın Türkler bunlar. Ben, sen, o, biz, siz, hepimiz. Allah hepsinden razı olsun.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Halep'te bombalar patlarken insanlık enkaz altında kalıyor..




Ah Ümran.. Ah be çocuk.. Sana sahip çıkamadık. Senin alnından akan kan değil, bizim insanlığımız. Biz akıyoruz oradan damla damla. O enkazda kalan senin ailen değil, biziz. Biz kaldık o enkazın altında. O bombalar bizi vurdu. Bizim hoyratlığımızı, bizim vurdum duymazlığımızı, bizim rehavetimizi vurdu o bombalar. Biz böyle olduğumuz için akıyor o kan senin alnından çocuk! Çocuk bizi kurtar bu bedbahtlıktan! Bize yardım et! Kendimize gelelim artık, özümüze dönelim..
Halep'te bombalar patlarken insanlık enkaz altında kalıyor çocuk. Biliyorum sen affedersin bu insanlığı, olsun dersin, merhamet edersin.. Ama sen affetsen de tarih affetmeyecek, tarih affetse Rabbim affetmeyecek bu insanlığı çocuk. Tarihin kara kaplı sayfalarında birer kara leke olarak yer alacak bu insanlık çocuk. Senin masumiyetine atılan her bomba insanlığın kalbine bir siyah nokta olarak atılıyor çocuk..
Kalk ayağa! Diren insanlığın vicdanına atılan bombalara! Çekip çıkar artık Ümran'ları kapitalizmin sivri dişli çarklarından! Korkma, hüzünlenme ve asla unutma! Allah seninle beraber olacak. Sen yeter ki tekrar yeryüzünün masum çocuklarına umut ol..

https://www.youtube.com/watch?v=GjUZqo57TPs

Muhsin Yazıcıoğlu, Üşüyorum



Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum


Kim bu İmanlı Çılgın Türkler? -1

Türk kelimesi tarih boyunca etimolojik olarak çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Eski Yunan, Roma, Bizans, Çin ve Hint medeniyetlerinin kaynaklarında bu isimden bahsedilmiştir. Özellikle 20. yy'ın başından itibaren bu kaynaklara ulaşan tarihçiler bu bilgileri bize sunmaktadırlar. Öncelikli olarak Türk kelimesinin etimolojisinden bahsederek başlayalım:
Herodotos’un milâttan önce V. yüzyılda doğu kavimleri arasında zikrettiği bir kavim için kullandığı Targita isminin Türk kelimesi'nin ilk şekli olabileceği ileri sürülmüştür. İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkaeler, Tevrat’ta adı geçen Yafes’in torunu Togharma, eski Hint kaynaklarında bildirilen Turukhalar, Thraklar ve Troialılar’ın Türk adını ilk defa taşıyan kavimler olduğu sanılmıştır. İslâm kaynaklarında bildirilen İran Zend-Avesta rivayetleri içerisinde Hükümdar Feridun’un oğlu Turac (Tur-Turan) ve Yafes’in torunu Türk’ten türeyen nesil de Türk adını ilk alan kavim diye düşünülmüştür. Ayrıca İran-Turan mücadelelerinde zikredilen Efrâsiyâb da (Alp Er Tunga) bir Türk başbuğu kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen ve Hun Hükümdarı Mo-tu’nun kabilesinin adı olarak gösterilen Tu-ku’nun (T’u-ko) Türk anlamına geldiği, bu kelimenin milâttan önce 209’da kaynaklarda yer aldığı bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmüştür. Türkçe’de cins ismi şeklinde eskiden beri bilinen türk kelimesinin Altaylı (Seyhun nehrinin kuzeyi) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde ve 515 olayları dolayısıyla “türk Hun” (kuvvetli Hun) tabirinde geçtiği bilinmektedir. Türk kelimesine kaynaklarda çeşitli anlamlar verilmekle birlikte 1911 yılında neşredilen Uygurca bir belgede “kuvvet ve güç” mânasına geldiği görülmektedir. 
(Ahmet Taşağıl, "TÜRK", DİA, 2012)

Yukarıdaki alıntıda da bahsedildiği üzere Türk kelimesinin Uygur kaynaklarında geçen karşılığı "kuvvet ve güç"tür. Alman Türkolog Müller ise bu metinlerde geçen ifadenin "kuvvetli ve güçlü" manalarına geldiğini söylemiştir. Kaşgarlı Mahmud'a göre Türk kelimesi "olgunluk çağı" anlamına gelmektedir. Yine Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eseri Divan-i Lügati't-Türk'te Türk kelimesi "vakit" anlamına gelmektedir. Aynı eserde "Türk yiğit" ifadesinin karşılığı "olgunlukluk çağının ortasında olan genç" olarak geçmektedir. Ziya Gökalp ise Türk kelimesinin "töreli, adaletli, gelenekli" manasına geldiğini söylemiştir.

Kaynaklarda Türk'lerin tarih sahnesine çıkışı 4000 yıl öncesine kadar götürülmektedir. Kuvvetli bir devlet olarak ortaya çıkışıları ise Büyük Hun İmparatorluğu (M.Ö- 209) dönemine uzanmaktadır. Hatta kimi tarihçiler M.S. 751'deki Talas savaşını dikkate alarak Türklerin İslam diniyle müşerref olduktan sonra tarih sahnesinde etkin rol oynadıklarını savunmaktadırlar. Bütün bu görüşlerin düşünürleri tarafından haklı gerekçelerle ve bir takım tarihi vesikalarla ortaya atıldıkları muhakkaktır. Fakat benim teorime göre Türklerin tarih sahnesine çıkışı -veyahut bunu böyle ifade etmeyelim de tarihi yazmaya başladıkları tarih olarak ifade edelim- M.S. 1040 Dandanakan Savaşı sonrası Selçuklu Devleti'nin resmen kurulmasıyla birlikte Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah arasındaki müzakerelerle olmuştur. Halife, Tuğrul Bey'i Müslümanların Sığınağı, Rükne'd- Din Sultan Tuğrul Bey, Doğunun ve Batının Hakimi ünvanlarıyla anmaya başlamıştır. Bütün islam coğrafyasında Selçukluların ve dahi dolayısıyla Selçuklular eliyle Türklerin İslam'ın sancaktarlığını yapmaya başladıkları kabul görmüştür.

Benim burada bahsetmek istediğim asıl mesele Türkleri "Türk" yapan unsurlardır. Yukarıda Türk kelimesinin anlamını ihtiva eden manalar bu unsurların başında gelmektedir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Adaletli, töreli, gelenekli, kuvvetli, güçlü, olgun. Türk topluluklarının ortaya çıkışından yaklaşık 3000 yıl sonra da literatüre şöyle bir kelime girmiştir: Müslüman. Artık Türkler bambaşka bir isimle anılmaya başlanmıştır. Tarihleri boyunca istisnalar hariç hep Tek Tanrı inancına mensup Türkler kendi inanış, örf-adet ve geleneklerine, en önemlisi de kendi karakteristik özelliklerine uygun bir din olan İslam'la müşerref olmuşlardır. İslamla adaletlerine adalet, törelerine ilahi bir boyut, güçlerine güç katmışlar ve olgunluk çağının zirvesini yakalayıp ortaya yepyeni bir medeniyet çıkarmışlardır. Cihan hakimiyeti ütopyası artık ilahi bir boyut kazanmış ve yeryüzünün her köşesine islamı taşıma ütopyası haline gelmiştir. Kuru bir cihangirlik davası olmaktan çıkan Türk töresi yerini İslam diyarının koruyucusu, yeryüzünün bütün mazlumlarının hamisi ve İslam'ın hadimi olarak gören kutlu bir davaya bırakmıştır..

Devamını daha sonraki yazılarımda anlatacağım inşallah.
Selametle.